İsmail's profileBAŞKA TÜRLÜ BİR DÜNYA MÜ...PhotosBlogListsMore Tools Help

İsmail SOYLU

Occupation
Location

Quote of the Day

Loading...

BAŞKA TÜRLÜ BİR DÜNYA MÜMKÜN !

ANOTHER WORLD IS POSSIBLE !
 

Windows Media Player

Aşağıdaki klip için Youtube Jacker programını yüklemelisiniz... http://www.turk3.org/programlar/11070-youtube-jacker-ile-youtubeye-girmek.html    
 
 
Watch live video from sc0tsman's channel on Justin.tv
July 28

Alevi-Bektaşi Müziği

 

Alevi-Bektaşi Müziği; Deyiş, Düvaz İmam, Miraçlama, Semah ve Tevhit'lerden oluşmaktadır. Bunlar aynı zamanda cem törenlerinde ibadetin de aşamalarıdır.

 

Deyiş: Yaşamdaki olumlu olumsuz her konuya insani açıdan açıklık getiren, insanlara sevgiyi, dostluğu, paylaşımı öğütleyen şiirlerdir. Bunlar, bilge Aşık-Ozan'ların eserleridir.

 

Düvaz İmam: 12 İmam adlarının geçtiği ve anıldığı deyişlerdir.

 

Miraçlama: Hz.Muhammet'in  iç  yolculukla  yükselerek Tanrı'ya ulaşmasını, Kırklar meclisine gelişini, Kırklarla birlik oluşunu ve semaha kalkışını anlatan deyişlerdir.

 

Semah: Gökyüzüne ağlamak, uçmak anlamına gelir. Saz eşliğinde okunan deyişlerin içeriğine ve ritmine göre; Canların cezbe gelip vücut hareketleriyle yaptığı ibadettir. Ağırlama, yürüme ve yeldirme olarak üç bölümden oluşur.

 

Tevhid: Semahların bitiminde diz üstü oturularak okunan deyişlerdir. Hakk'ın birliğini, varlık aleminin Tanrı'da birliğini, Cem erenlerinin gönül birliğini ifade eder. Cem Töreni ve İbadetin son aşamasıdır.

 

 

Alevi-Bektashi Music

 

Alevi-Bektashi music consist of Deyis, Duvaz Imam, Miraclama, Semah and Tevhit genres. Each of them represents the ritual stages of the worship in Cem ceremonies.

 

Deyis: These are poets that tackle positive and negative all developments from a humane point of view, and advise love, friendship, sharing. They are the works of learned troubadours.

 

Duvaz Imam: These are poems that cite the names of the Twelve Imams as well as commemorate them.

 

Miraclama: These poems tell the story of Muhammet's Ascension and reaching to God, his participation in the Assembly of Forties, becoming one of them and taking part in the first samah with them.

 

Semah: The term refers to floating, flying in the sky. It is a ritual worship on reaching ecstasy the participants join in a dance which consist of three stages, agirlama ( meeting and saluting ), yurume ( walking ) and yeldirme (whirling, flying ).

 

Tevhid: These are poems cited sitting on the knees at the and of Samah. They tell the unity in God, the unity of the realm of creatures in God as well as the unity of souls of the participants in the Cem ceremony. It is the last stage of the Cem ceremony and worship.

 

April 28

Öğreti Olarak Alevilik

Alevi öğretisi, dört öğe dört nitelik üzerine yapılanan, “atomculuğun” yeni bir yorumu biçiminde algılanan ve kendini tasavvuf zemininde “ruh tasarımı” olarak dışa vuran bir öğretidir.

 

Alevilikte doğasal çevrim, “varlığa geliş” ve “varlıktaki değişim dönüşüm”le açıklanır. Tasarım gereği, “nesneye yönelme”, felsefenin temel eğilimi durumundadır. Nesne, ister düşünce evreninde olsun, isterse duyulur evrende bulunsun, bilgiye kaynak oluşturan ve belli nitelikler taşıyan bir “varlık”tır.

 

Alevi felsefesinde “varlığa geliş” ve varlıktaki değişim dönüşüm, “dört öğe öğretisi” ile açıklanır: Temel düzeyde ele alındığında varlık, “dört öğe”den, yani su, hava, ateş ve topraktan oluşur; bu dört öğe önsüz sonsuzdur; bu dört öğenin çeşitli oranlarda bir araya gelmesinden ve bu anda dört öğe’nin “yapımına” giren niceliklerin karşılıklı yer değiştirmesi ile “görünüşteki” varlıklar belirir. Algıyla kavradığımız nesnelerin, kendileri başka bir şeye indirgenemeyen, varedilemeyen ve yok edilemeyen dört temel öğenin çeşitli oranlarda bir araya gelmesiyle oluşması, “varlığa gelen” nesnenin yoktan varedilemediğini kanıtlar; onun varlığa gelmesi, doğması bir bileşim iken; yok olması ise bir ayrışmadan başka bir şey olmayacaktır.

 

Alevilikteki bu tasarım felsefeden yola çıkar, giderek bir kuram durumuna dönüşür. Şöyle bir soru yöneltilebilir:

Alevilik ciddi kuramsal bir öğreti midir? Yoksa akıl dışı, sorgulama dışı bir kurgu mudur?

 

               Bunu anlayabilmek için doğa bilimlerinin ve Aleviliğin “bilgi üretimini” nasıl yaptığına bakalım: Doğa bilimlerinde doğal görüngüler, bir “atom içi” süreçler kuramı çerçevesinde açıklanır. Sözgelimi; elektronların atom çekirdekleriyle ilişkisi, Güneş çevresinde dönen gezegenler örneğindeki gibidir. Alevilikte ise doğal görüngüler, doğaya dirilik veren “can” çerçevesinde açıklanır. Bu “can”, ruh olarak algılanır. Buradan şöylesi bir sonuca ulaşabiliriz: Alevilikteki “ruh tasarımı” ile doğa bilimlerindeki “atom tasarımı” arasında “yapısal” bir benzerlik bulunmalı ki “bilgi üretimleri” benzer olsun.

 

Alevilikte “ilk akıl” (akl-ı evvel), kendisini “evrensel ruh” biçiminde dışa vurur. Bu bağlamda ilk akıl, varlığın oluşturucu özüdür; bütün hareketlerin, hareket başlığı altında toplanan bütün olayların; ayrışmanın, birleşmenin, türlenmenin ve düşünmenin başlıca kaynağı ilk akıl’dır. Bu nitelikleri nedeniyle ilk akıl, “diriliği” olan, etkili, üstün nitelikli, yaşatıcı geliştirici bir “erk”tir, ya da “erk” biçiminde “görünüşe çıkan” harekettir. Demek ki “ilk akıl” soyut değil somuttur, yani maddeseldir. Ancak onun maddesi, bizim duyu organlarımızla algılama sınırlarımızın üstünde olduğu için sonuçları dışında kendisini algılayamayız. İlk aklın somutluğu, özellikle vahdeti mevcut anlayışında açıkça gözlenir: Çünkü, vahdeti mevcut’ta ilk akıl, kutsal gerekçesini, kendisine verilen bilgilerin ya da kendisinde varolan “gizil” güçlerin görünüşe çıkmasında, yani “nesnelleşmesi”nde bulur. Tanrısal akıl gibi gözüken “ilk akıl” nesnelleşince insan aklına, daha doğrusu soyut insanın “toplumsal aklına” dönüşüverir.

 

Anlaşılacağı gibi Aleviliğin ruh tasarımında “maddeci” bir yan vardır: Maddesel, yani somut olduğu için ruh ya da ruhsal varlıklar da tıpkı gördüğümüz ve duyu organlarıyla algıladığımız nesneler gibidir. Bizim görmüyor ya da duyu organlarıyla algılayamıyor olmamız, ruhun maddeselliğini ortadan kaldırmaz. Ürettiği sonuçlarla biz onu somut olarak algılarız. Demek ki ruh da herhangi bir nesne gibi atomlardan kuruludur: Atomlardan kurulu bir “bütün”dür demek daha doğru. “Dirilik” denilen şey ruhu oluşturan atomların birleşmesinden oluşur; “ölüm” ise bu atomların dağılması ayrışması anlamına gelir. Bu nedenle “dirilik” bir birleşme, “ölüm” ise bir “çözülme”dir.

 

Anadolu Aleviliğinin ruh tasarımı, “varlık”tan esin alan ancak akıl yürütme yoluyla “kurgulanan” düşsel tasarımın “tasavvufi maya” olarak kullanıldığı bir “maddeci” tasarımdır. Bu tasarımda “birey”, “toplum” ve “doğa” gibi somut kimlikler, doğasal ve toplumsal nesnel gelişim sürecinin bir parçası olarak açıklanır. “Ben”,”Tanrı”, “Hak” gibi soyut kimlikler, görünmeyen ancak görünen nesneleri kuran atomlardan kurulu “nesnelerin” nesnelleşmesiyle/doğalaşmasıyla açıklanır.

 

Demek ki doğa bilimlerinin “bilgi üretim süreci” ile bir “felsefi din”, bir “bilgelik öğretisi” olan Aleviliğin “bilgi üretimi” arasında “tasavvufi” kutsanmışlığına karşın, onu bilimsel bir kuram durumuna yükselten bir “koşutluk” bulunmaktadır.

 

Bu koşutluk gereği Aleviler-Bektaşiler metafiziğin tersine:

 

l.- Doğayı; nesne ve olayların rastlantısal bir yığını olarak değil, birbirine organik olarak bağlı ve bağımlı nesne ve olayların bir bütünü olarak görür.

2.- Doğanın; hareketsizlik ve değişmezlik içinde değil, her an değişip yenileşen ve gelişen bir süreç içinde olduğunu ileri sürer.

3.- Gelişme sürecinin; basit bir büyüme süreci olmadığını, niceliksel değişmelerden niteliksel değişmelere sıçramalarla geçen bir süreç olduğunu savunur.

4.- Gelişmenin; alttan üste doğru sarmal bir gelişim izleyerek gerçekleştiğini, nesne ve olayların içindeki çelişmelerden doğduğunu savlar.

 

Diğer yandan idealizmin tersine:

 

 l.- Maddenin bilinçten önceliğini ve bağımsızlığını, hareket eden olayların hareket eden maddenin farklı biçimleri olduğunu, olayların ve nesnelerin bağlılıklarıyla bağımlılıklarının maddenin gelişme yasası gereği olduğunu, evrensel gelişmenin bu yasaya göre oluştuğunu ileri sürer.

2.- Evrenin ve yasalarının bilinebileceğini, bilgi sürecinin evrensel yaşamla birlikte pratikle doğrulanarak sonsuza değin gelişeceğini belirtir.

                                                                                                                Esat KORKMAZ

April 15

MEVLEVİLİK

 

Mevlana Celaleddin Rumi’nin gizemciliği…

 

Varlık birliği (Vahdet-i vücut) anlayışından doğan Mevlevilik, Sünni tarikatların en yaygınlarından biridir. Önce Mevlana Celaleddin’in büyük ozan ve bilgin kişiliği çevresinde dost toplantıları biçiminde gelişmiş, Mevlana’nın ölümünden sonra oğlu Sultan Velet tarafından bir tarikat olarak düzenlenmiştir. Gizemcilik alanına getirdiği yenilik, insan’ı değerlendirmesidir. Mevlana’ya göre tanrı ses ve söz olarak insan’da belirmiştir. Evrendeki bütün varlıklar tanrının çeşitli görünümleridir ama insan bunların en üstünüdür. Tanrı, niteliklerinden en önemlilerini ve büyük çoğunluğunu insana vermiştir. İnsan, kendisinde saklı olan bu tanrısal gize aşk (tanrıya duyulan derin sevgi) ‘la erişir ve bilgi (İrfan) sahibi olur. Evrensel devim, dönme (Sema)’yle gerçekleşir. Devindirici güç aşk’tır.

 

Mevleviliğin başlıca ilkesi, insanı sevmenin tanrıyı sevmek demek olduğunu saptamış bulunmasıdır. Tanrılık düşüncede insanı böylesine yüceltmek, mevleviliğin İslam gizemciliğine getirdiği büyük bir aşamadır.

 

Sünni bir tarikattır, eşdeyişiyle tanrının ve peygamberinin açık sözlerine uyar ve bunlardan gizlenmiş sayılan anlamlar çıkarmak için yorum yapmaz. Bununla beraber tasavvuf tarikatlarının ortak felsefesi olan varlık birliği inancına sıkıca bağlıdır. Bu inanca göre tanrı yaratan değil beliren (tezahür eden)’dir. Sünnilikle bağdaşmayan bu anlayış, mevleviliğin ve mevlevilerin en büyük çelişkisidir. Bu anlayışın daha birçok ayrıntıları da sünnilikle bağdaşmaz. Örneğin bu anlayışa göre tanrı, her türlü evrensel varlıkta tezahür ettiğinden bir müslümanla bir ateşe tapanın arasında hiçbir fark yoktur. Mevlana bir şiirinde şöyle der: “Bizim yolumuz, şu güzelim dünyada yaşamak yoludur”. Nitekim sünni  müslümanlıkta haram sayılan resimli, müzikli, rakslı tapınmalarla bu yolu kendi yaşamı süresince de izlemiştir. Bir başka şiirinde de şöyle der: “Körün ayağına bir engel takıldı, yaygıyı yayan iyi yaymamış dedi. Yaygıyı yayan da , a kör dedi, kimseye suç yükleme, sen tutacağın yolu görmüyorsun”. Şii-batıni varlık birliği anlayışına da şu öykü bir örnektir: Mevlana’nın öğrencileri arasında Süryanos adında bir de Rum delikanlısı varmış. Açık sözlü bir gençmiş. Ulu orta konuşmalarından ötürü yakalayıp Kadı’nın önüne götürmüşler. Kadı: “sen Mevlana’ya tanrı diyormuşsun, doğru mu?” diye sormuş. Süryanos hep o açık sözlülükle “yalan” demiş, “ben Mevlana’ya tanrı demedim, tanrıyı yaratandır dedim. Tanrı ben’im, ama bunu yıllardır bilmiyordum, bana tanrı olduğumu Mevlana öğretti”. Süryanos’u iyice sapıtmış sanarak salıvermişler. O da gelip olup biteni Mevlana’ya anlatmış. Mevlana onu dinledikten sonra “Kadı’ya deseydin ki” demiş “yazıklar olsun sana, eğer sen de tanrı olamadıysan”. Bu öykü mevleviliğin Hallaç Mansur’vari  enelhak (Tanrı ben’im)’çılığını gereği gibi belirtmektedir.

 

Mevlana’ya göre bilgi, insanı, öbür varlıklardan üstün kılar. Evrenin bütün varlıkları arasında bilgiye erişmiş olan tek varlık insan’dır. Bunun için insan zübde-i alem (Evrenin özü)’dir, kelamullah (tanrının sözü)’tır. Her ne kadar evrendeki bütün varlıklar  aynı ve tekvarlığın (tanrının) belirtisiyseler de insan, bilgisiyle, hepsinin üstündedir. Yeni Platoncu ve Plotinus’çu kavramlarla ussal ve insansal bir din anlayışı geliştiren Mevlana, gene sünnilikle çelişkiye düşen bir anlayışla, aşk ve müzikli-rasklı tapımla tanrıyla birleşileceğine inanmaktadır. Tüm ve tekvarlık olan tanrıdan gelen insan böylelikle tanrıya dönmektedir. Batıni inançlarına göre evren, göklerin ve yıldızların dönme’leriyle oluşmuştur. Mevlevilikte de tanrıyla birleşme ve tanrılık sırra erişme, dönme temeline dayanan ve sema adı verilen müzikli ve şiirli rakslarla gerçekleştirilir. Olduğu yerde dönerek yapılan bu raks, insanı büyük bir baş dönmesiyle kendinden geçirir (vecde ve istiğraka garkeder). İnsan bu baş dönmesiyle tanrılaşır. Mevlana’nın ünlü sözüyle “insanı sevmek, tanrıyı sevmektir”, çünkü ve açıkça insan da tanrıdır.

 

Mevlevilerin giyim kuşamları, müzikleri, raksları, deyimleri çok ayrıntılı ve kuralsaldır. Birçok şii-batıni tarikatlardan her bakımdan, daha aşırı olduğu halde şeriatçıların hücumuna uğramaması iki nedene dayanır. Bu nedenlerden biri büyük çoğunluğun bilgisizliği ve mevleviliğin özünü kavrayamaması; şatafatlı tören, giysi, müzik ve rakslara hayran kalıp bunlarla oyalanmasıdır. İkinci ve başlıca neden de devlet büyüklerinin mevleviliğe bağlanarak onu her türlü yobazca suçlamalardan korumuş olmalarıdır.Mevleviliğin bir özelliği de Çelebi adı verilen ve Mevlana soyundan gelen şeyhlerle yönetilmesidir. Osmanlı padişahları gibi babadan oğla geçen bu soy zinciri, başkaca hiçbir tarikatta yoktur. Mevlevilikte Kalenderlikten, Melamilikten, Fütüvvetçilerden ve daha sonra Bektaşilikten alınma pek çok öğeler vardır.

                                                                                                    Orhan HANÇERLİOĞLU

 

Mysticism of Mevlana Cellaleddin Rumi...

 

            Originated from the  belief of ontological unity (Vahdet-i-Vucud), Mevlevi current is one of the most widely known among Sunni sects. It started around the enlighthened and sophisticated  personality  of Mevlana Celalleddin and his close gatherings and after his death it was organised as a sect by his son Sultan Velet. This current’s innovation  was  its retreatment of human beings. According to Mevlana, God is personified in humankind as  spiritual and material form. Every organism in the universe is different apperances of God but the humankind is the most distinct one among those organism. God’s most significant qualities were granted to human beings. Humans can only reach this  inherent Godly mysticism through a deep love towards God  and that makes them enlighthened. Universal evolution is realized through circling (Sema) and the leading force of the evolution  is  the love towards God.

 

            The basic principle of Mevlevi current is that  it understands that loving human beings means loving God. To elevate the  importance of human kind to such higher levels in Godly thought  is the most important development  that Mevlevis brought into the Islamic mysticism.     

 

            Sunni as a sect  literally obeys the words of God and the prophet  and does not quest  to look for  concealed meanings  in those holly words. Nevertheless Mevlevi current is firmly  loyal to the belief in ontological unity which is the common philosophy of all tasavvuf sects. According to this belief, God is not the creator but it is a spritual personification in universe. This belief contradicts with the basis of Sunnism and it is the principal contradiction of Mevlevis. There are other  forms that this belief  deviates from the Sunni understanding. For example, under Mevlevi principles there is no difference between a  Muslim and a person who believes in fire as they all are the apperances of same God. In one of his words Mevlana said that “their way is to fully live in this beloved world”. Moreover, most of his praying rituels, that involved dancing, music and  pictures which displayed his way of life,  are counted as heresy  by Sunni believers.  Another example for, Shite-batini understanding of ontological unity was this story: One of the Greek students of Mevlana, Suryanos was brought before a religious judge because of his eye raising talks and they asked him “Was it true that he called Mevlana God”. He replied “ no it is a lie, I called Mevlana not God but the creator of the God. He continued that “ I did not know that I, myself, am  the God, but Mevlana taught  me that I am the creator”.  Judge released him as insane person, when he went to Mevlana and told  him the story, Mevlana  said that “ he should have told the judge shame on him since he could not be a God himself “. This is an anectode that fully symbolizes the deep crying of Hallacı Mansur tradition , that is ( God is me)  among Mevlevis.    

 

            According to Mevlana knowledge makes human beings superior to other forms of living. In universe humankind is the only  being that  can reach to the knowledge. Because of this human is the (zubde-i alem) essence of  the universe, and (kelamullah) personification of God. Even though all organisms in the universe are  the apperances of the same and the only being (God), humans are superior to all of them  because of the knowledge. With these neo-Plato and Platinus concepts Mevlana  developed a rationalist and humanistic  religon  and again as opposed to Sunni beliefs, he thought that humans can unify with God through his uncoventional musical and dancing  rituals.  Through these human can  unify with the God from  whose being it derived. According to Batinis, universe has been formed by revolving stars and skies. At the same time in Mevlevi system uniting with God and reaching to its mysticism can be only realized through  dancing ritual which depends basically on revolving, also called Sema  by Mevlevis. This dancing and revolving around oneself  ritual  makes a person  unconscious  because of its enlightening experience. This experience makes a human  God. As Mevlana said “ loving humankind means loving God”, since it is open to him that human is a God. . 

 

The  dressing styles, musics, dances and proverbs of Mevlevis are too detailed and rigidly ordered. Even though, Mevlevis are more radical than most of other Shiite-Batini sects in discourse and practice, because of the following two reasons it was protected from more destructive attacks of Seria believers. First, majority of the population could not comprehend the essence of Mevlevi system; they got lost in the eye-catching musical and dancing rituals of Mevlevis. Second, statesman  and influental people, because of their  understanding and loyalty to Mevlevis, protected the sect from  destructive attacks of bigotry.

 

Another aspect of the Mevlevi system is that it has been governed by sheiks that called Celebi whose ancestors came from Mevlana Cellaleddin’s  blood. As Ottoman dynasty the governance of the sect passed within the dynasty of Sheikhs. This  is totaly different from other sects. Also in Mevlevi system there are values that were imported from Kalenderis,Melamis ,Futtuvetcis and later on  from Bektashis.

 

                                                                                                        Translated by Özgür ÜŞENMEZ & Levent DUMAN

January 09

BATINİ NEFESLER

 
ÖNCE SÖZ VARDI...
 
Alevi-Bektaşi inanç geleneğinde,  tasavvufi ilham  ve  görüşlerin,  nesir (düzyazı)  ile ifadesi,  tercih   edilen   bir  yöntem
değildir.   Bu  tür  bir  ifade   biçiminin, zahidler  (  tasavvufi  keşf  ve  zevkten  yoksun )  nazarında  yaratacağı  tepkilerin,
tasavvuf  ehline  ve  yollarına  zarar  verebileceği  düşüncesiyle "nefes"  örgüsü tarzında anlatılmasına önem verilmiştir.
Ancak   bu   anlatım   tarzı  simgesel  ve   alegoriktir.Yani   nefeslerde   kullanılan   sözcükler,  sözlük   anlamları yanında
simgesel  ve  benzetmeli  anlamları  da   içerirler.  Bu yöntem,  anlamları saklamak,  sezgiyi  ve  keşfi harekete geçirmek
içindir.  Nefeslerdeki  simgesel  ve  alegorik  yani  katlı anlatım   tekniği,  aynı  inancı   taşıyan  muhibblere  ( sevenlere ),
gelenekteki  kullanılan   deyimiyle   " sırrı faş etmeme "  yani   sırrı  açığa   vurmama   ilkesine  uygun   olarak  muhabbet
edebilme  olanağı  sağlamıştır. Böylece  inanca  ilişkin  öğreti, kelime ve kavramlar, zahiri ya da  ilk anlamları içerisinde
saklanarak anlatım sağlanabilmiş ve muhibbler arasında zamanla bir  tür  "sır  dili" oluşmuştur.
 
Alevi-Bektaşi  erkanı  ve  inancı   gereğince,  deme  ve  nefeslerdeki  anlatımda  simgeler  ve   benzetmeler,   karşıtların
birliğini  içerir. Yani  bu  anlatım  tarzında, zıt  gibi  görünen, aslında  bir bütünü oluşturan, hakkın  iki vechesine (yüzüne)
" zahir  (dışsal)  ve  batın  (içsel) "  birliğine  göndermeler  yapılmaktadır.   Batın,   kelime  anlamı  olarak, iç, gizli, derun,
gizli alem anlamlarına gelmektedir. Aynı zamanda Allah'ın dört isminden biridir: "Evvel, Ahir, Zahir, Batın" (Hadid Suresi)
 
 
BEFORE THERE WAS SPEECH...
 
In the Alevi-Bektasi tradition,simple prose is not the preferred vehicle for the expression of mystic inspiration and views.
In  view  of the harm  that  the reactions of the zahitler  ( religious hypocrites;  those  who are pious but devoid of love ) to
such expression could bring  to the mystic community and  their path,   the  preferred  way  is  through hymns,  known  as
nefes, literally "breath". However, this way of explanation is symbolic and allegorical;  that is,  the words used in "nefes"
contain, besides their dictionary definitions  symbolic  and  metaphysical  significance.  This  methot  is  used   in order to
conceal  the  meaning  and  bring  intuition   and  revelation   into  play. The symbolic  and  allegorical " layered meaning "
technique  insures  the  possibility  of  speaking  to  the  muhibb ( members of the community, literally  "those who love" ),
without  "divulging the secret", to  use  the  traditional  expression. In this way, the teachings, words and  concepts of the
faith,  concealed  beneath  the  outward  or  primary meanings of the words, have been assured transmission, and among
the  muhhibb,  have  come  to  comprise  a  sort  of   "secret language".
 
In accordance with Alevi-Bektasi principles and belifts,  the  symbols  and  metaphors  in  the  deme  ( folk  poetry  with  a
mystical  message,  often  set to song )  and nefes contain the resolution of conflicting points. That is, two  different  faces
of  hakk  ( God / truth ) which appear to be opposites but which actually constitute one whole,  zahir  (manifest, appearing)
and  batın  ( hidden,  esoteric )  are  united.  Batın, meaning "inner, hidden, deep", signifies the hidden world.  At the same
time, it is one of the fuor names of Allah (God): Evvel, Ahir, Zahir, Batın: The First, The Last, The Manifest  and The Hidden.
(Hadid Sura)
                                                                 ya ali
 
EY ERENLER                                                            YANDIM DA GELDİM
 

Aman  hey  erenler mürüvvet sizden           Bir  kandilden   bir  kandile atıldım

Öksüzem  garibem   ihsana   geldim           Turab   olup    yeryüzüne    saçıldım

Bu  yetim  halime  merhamet   eyle           Bir  zaman  Hak idim, Hakk ile kaldım

Ağlayı   ağlayı   meydana   geldim           Gönlüme  od  düştü  yandım  da geldim

 

Şah'ın bahçesinde bir garip bülbül           Ezelden  evveli  bir  Hakk' ı  bildik

Efkarım artmakta halim pek  müşkül           Hakk'tan nida geldi Hakk'a Hakk dedik

Koparmadım asla kokladım  bir  gül           Kırklar  meydanında  yunduk pak olduk

Gafil  oldum   ise   imana  geldim           İstemem  taharet   yundum  da  geldim

 

Muhammed   Ali' nin  kullarındanım           Şah  Hatayi  eydür   senindir  ferman

Al-i  Aba  nesl-i  Haydar' ındanım           Olursun  her  kulun  derdine   derman

İmam  Cafer  Sadık   mezhebindenim           Güzel  Şah' ım  sana bin canım kurban

Derdimend   Hatayi  ihsana  geldim           İstemez  kurbanı  kestim  de   geldim

 

"Neylesin Zülfekar, Erenler de eylesin kisb-ü kar..."           "Hakk ile hak olan, turab olur, yer ile yeksan olur.."

 

 

EZEL BAHAR OLMAYINCA                                       EKSİKLİK KENDİ ÖZÜMDE
 
Ezel   Bahar    olmayınca              Bir  nefescik   söyleyeyim
Kırmızı  gül  bitmez imiş              Dinlemezsen     neyleyeyim
Kırmızı  gül   bitmeyince              Aşk  deryasın   boylayayım
Dertli  bülbül ötmez imiş              Ummana    dalmaya   geldim
 
Bülbül  hevestir   ötmeye              Aşk  harmanında  savruldum
Sarılıp   güle    yatmaya              Hem  elendim hem yoğruldum
Bahçıvan   gülü   satmaya              Kazana  girdim   kavruldum
Gül  kadrini  bilmez imiş              Meydana   yenmeğe   geldim
 
Bahçıvan  satma  bu  gülü              Ben  Hakk'la  oldum  aşina
Haramdır    parası   pulu              Kalmadı   gönlümde   nesne
Ağlatma  dertli   bülbülü              Pervaneyim         ateşine
Gözyaşını   silmez   imiş              Şem' ine  yanmaya   geldim
 
Bülbül  güle  hayran olur              Ben Hakk'ın kemter kuluyam
Hayran  olur  seyran olur              Kem  damarlardan   beriyem
Bazı  insan   gafil  olur              Ayn-i  Cem' in  bülbülüyüm
Gafil  arif   olmaz  imiş              Meydana    ötmeye   geldim
 
Şah  Hatay' im  ölmeyince              Şah   Hatayi' dir   özümde
Tenim   turab   olmayınca              Hiç  hilaf  yoktur sözümde
Dost dosttan ayrılmayınca              Eksiklik    kendi   özümde
Dost kıymetin bilmez imiş              Darına   durmaya    geldim
 
"Aşk-ı daim olsun..."                                                                  " Aşk olsun Kopuz Dede..."
 
DAHA    HİÇBİR     VARLIK      YOK      İKEN     KAİNATTA             HAKKIN  MEKANINI  SORARSAN  EY   KARDAŞ
KAİNAT      NOKTA      İKEN       KUDRET      KANDİLİNDE             GÖZ FERİYLE GÖRÜLMEZ  O  MEKAN KARDAŞ
AŞİKARE   DÖKÜLDÜ   NUR   SIRRI     KÜNTÜ    KENZDE             AŞKIN  GÖZÜYLE  ANCAK  GÖRÜLÜR  KARDAŞ
HER EŞYA VÜCUD BULDU ÜSTAZIN NUTKU NEFESİNDE             HAKKIN YURDU  AŞKTIR  BİLESİN  EY  KARDAŞ
 
                       YOL VÜCUD ŞEHRİDİR KAPISI DA GÖNÜL
                                                             KAPIYI  AÇAN   GİRER   İLMİN    ŞEHRİNE
                                                             VÜCUDDAN    İÇERİ    BAKAN    ERENLER
                                                             ZAHİRİ     BATINI     GÖRÜR      KENDİNDE
 
GEL DERVİŞ                                                            EFSANE
 
Gel derviş gel hele yabana gitme       Bir zaman efsane  yeldim  cihanda 
Her ne arar isen  inan  sendedir       Şimdi bir sultana  eriştik  şükür
Beyhude  nefsine   eziyet   etme       Fehmettim eşyayı sebul  mesan  da
Kabeyse maksudun rahman sendedir       Nokta-i  bührana  eriştik   şükür
 
Çöllerde  dolaşıp  seraba  bakma       Yedi harften bir noktaya süzüldük
Allah Allah  deyü  havaya  bakma       Esmaü'l  Hüsna'ya  anda  yazıldık
Talibi  Hak  isen  kitaba  bakma       Ehlibeyt' in  katarına   dizildik
Okumak bilirsen  Kuran  sendedir       Menzil-i  merdane  eriştik  şükür
 
Gayrıdan  derdine  arayıp   çare       Otuz  altı  babdan  içeri  girdik
Ne varlık verirsin nar  ile mare       Hamdülillah  ne  hub didara erdik
Cennetten çıktınsa  behey  avare       Kaldırdı nikabın  cemalin  gördük
Havva'yı  aldatan yılan sendedir       Acaib   seyrana   eriştik   şükür
 
Ey Rıza  takat  yok Hakkı inkara       Sıdkı der  dembedem zikrullahımız
Sen  mahrem  imişsin didarı yare       Cana  hayat  verir  feyzullahımız
Şimdi  agah  oldum  sırrı esrara       Sertac-ı  Muhammed   Eyvallahımız
Alemi  yaratan  vicdan  sendedir       Sırrı  lamekana   eriştik   şükür
 
YA HÜ                                  AŞK
 
Ya Hü burda  olan  muhibbana  bak      Aşk  atına   süvar  olan  aşıklar
Öyle sarga burga  kardaş değildir      Ölünceye  kadar   yorulmaz   imiş
Edebinle otur  yahut  burdan kalk      Hakkı can gözüyle gören  sadıklar
Herkes senin gibi kalleş değildir      Bu  fani  dünyaya  sarılmaz  imiş
 
Hak yüzüdür burda gördüğün yüzler      Kiraman   Katibi   cümleyi  yazan
Velakin göremez kör  olan  gözler      Berhudar mı  olur  doğrudan  azan
Bezm-i erenlerde söylenen  sözler      Fırsat  elde  iken  sermaye kazan
Hakkın esrarıdır haşhaş  değildir      Eli  boş   divana  varılmaz  imiş
 
Söylenen sözlerin  cümlesi hoştur      Sıdkı der yar olma  kavl-i yalana
Dolulara  dolu   boşlara   boştur      Sakın   emeğini    verir   talana
Harabi  kemteri  sanma  sarhoştur      Burda hünkar evladına muhib olana
Yer içer zevk eder ayyaş değildir      O  divanda   sual  sorulmaz  imiş
 
MUHAMMED ALİ DİYENLERDENİZ                           BÜLBÜL AĞLAR GÜL AĞLAR
 

Sofu  mezhebimin  nesin   sorarsın          Usul  erkan   bilmez   nadan   elinden

Biz   Muhammed  Ali  diyenlerdeniz          Usul  ağlar   erkan  ağlar  yol  ağlar

Gözlüye gizli yok ya sen ne dersin          Bülbülün   figanı    gonca    gülünden

Biz   Muhammed  Ali  diyenlerdeniz          Bülbül  ağlar  diken  ağlar  gül ağlar

 

Biz  tüccar değiliz  alıp satmayız          Kamil    olanların    bellidir    yeri

Erkan  gözetiriz  yoldan  sapmayız          Aşk  yoluna   koydum   can   ile  seri

Gönlümüz  ganidir  kibir  tutmayız          Hakk' ın   didarını    görelden   beri

Biz   Muhammed  Ali  diyenlerdeniz          Derya  ağlar  ırmak  ağlar  göl  ağlar

 

Şah  Hatayi'm  eydür  Muhammed Ali          Şah  Hatay' ım  neler  gelir  dilimden

Onlardan   öğrendik   erkanı  yolu          Hakikat   kuşağın    çözme    belinden

Ali  Muhammed' dir   Muhammed  Ali          Nice   özün   bilmez   derviş  elinden

Biz   Muhammed  Ali  diyenlerdeniz          Hırka ağlar tığ-i bend ağlar şal ağlar

 

 

BENİM PİRİM                                                         DERTLERE DERMANDIR ALİ
 
Benim  pirim  Şahı  Merdan  Ali'dir    Yakın  bil  ebced-ü burhandır Ali
Sefiller  carına   yeten  haydardır    Beyan-ı  tevhid-i  Kuran'dır  Ali
Kapıyı  hayberi  şehadet parmağıyla    Muhammed   miraca   vardığı  gece
Kaldırıp  asumana  atan  Haydar'dır    Kapıda   gördüğü   arslandır  Ali
 
Onlar  girer   zahir  batın  donuna    Çıkardı  yüzüğün   verdi   nişane
Onların rızkı gelir kudret kolundan    Hakikat  gördü kim Sübhan'dır Ali
Asuman   yüzünde   arslan   donunda    Hak  ile  kıldı doksan bin kelamı
Resulün  yolunda  yatan  Haydar'dır    Otuzbin  sır  ile  sırdandır  Ali
 
Şah  Hatayi'm  müşkülümü   kaldıran    Yoğ iken yer ve gök arş ile kürsi
Hü  deyip  Cebrailin  perini  yakan    Hakikat   mizanın   kurandır  Ali
Üçyüz  yıldan sonra nergizi getiren    Bu  biçare   Hatayi' nin   penahı
Nergizi  Selman'a  sunan Haydar'dır    Devasız  dertlere  dermandır  Ali
 

"Hayyı-ı Dar olan Haydar-ı kerrar'dır..."    "Yakinen  yakiyn  olan, yakınmaz,

                                              yana  yakıla  yakarır, yanar..."

 

 

GEL GÜZEL                                                              EY ZAHİD
 
Gel güzel  yola   gidelim              Ey zahid sen bizi sanma  günahkar
Adı   güzel   Ali'm   ile              Günahımız  yoktur  sevabımız  var
Açlar doyar  susuz  kanar              Gördüğümüz demi hoş görür  Settar
Leblerinin    balı    ile              Bu sırra Kuran'la  cevabımız  var
 
İçilmez   dolu    içilmez              Hak'tan bize her dem hidayet olur
Pir ile  yardan  geçilmez              Muhammet   Ali'den   inayet  olur
İkisi   birdir   seçilmez              Saz çalsak  Allah'a  ibadet  olur
Has  bahçenin  gülü   ile              Davut Peygamber'den rebabımız var
 
Erenler  lokması   nurdur              Bu ana  değin  ta  Kalü  Bela'dan 
Lokmaya   elini    sundur              Haberimiz  vardır  her  maceradan
Şah Hatayi'm doğru yoldur              Harabi'ye  ihsan  olmuş  Huda'dan
Ali'm   kendi   yolu  ile              Okuyoruz   işte   kitabımız   var
 
BİZ                                                                         MECMA-ÜL BAHREYN
 
Bize  takdir  olmuş   kalübeliden      Mecma-ül Bahreyne vardığım zaman
Onun için  sakin-i meyhaneyiz biz      Hızrı bulup candan  kölesi oldum
Sekahüm    hamrini  ta   ezeliden      Ledün İlmin  bana  eyledi  ihsan
İçtik dost elinden mestaneyiz biz      Sırrı Sırrullahın  tamamı  oldum
 
Hakkı her bir şeye kaadir biliriz      Can  kulağı  ile  beni  dinleyin
Dünya  ve  uhraya  nazır  biliriz      Ey arifler ehli  Hakka  Söyleyin
Her  nereye  baksak hazır biliriz      Birleşerek  beni  tavaf  eyleyin
Secdeyi  kabeyi   puthaneyiz  biz      Çünkü la  mekanın  mekanı  oldum
 
Harabi  sen  bizi   divane  sanma      Her bir tarikattan istifa  ettim
Sözünü  fehmetmez  mestane  sanma      Tariki   Hudaya   iltica   ettim
Yıkılmış   çürümüş  saray   sanma      Ey  Harabi  Hakka  iktida  ettim
Hazineler   dolu   viraneyiz  biz      Şükür Bektaşiyyül  Melami  oldum
 
MUHABBET BAĞINDA                                      ALEMİN NURU
 

Muhabbet  bağında  bir  gül  açıldı     Hasretinden yandı varım hiç götürürmüyüm seni

Bir derdim var bin dermana değişmem     Umarım  hak  divanında   yad  eyliyesin  beni

Yüküm lal-ı gevher  mercan  saçarım     Sana  cömert gani derler mürvet hey keremkanı

Bir derdim var bin dermana değişmem     Alemin  nuru  Muhammed  mürvet  ya Ali mürvet

 

Cümle kuşlar  dile  gelir yazım der     Sana  benzer  bulamadım  şu  cihan-ı vahdette

Gövel turnam Şam'a gelir güzüm  der     Göster  mah-ı  cemalini  kalmayayım  hasrette

Benim  yarelerim  tuzum  tuzum  der     İsmini zikr eden kullar mahrum kalmaz ahrette

Bir derdim var bin dermana değişmem     Alemin  nuru  Muhammed  mürvet  ya Ali mürvet

 

Garip  bülbül  gönlüm eğler ses ile     Bağışla  bu  günahkarı  yüz  sürdüm dergahına

Nicelerin   ömrü  gitmiş   yas  ile     Ruhum  küfr  içinde  kaldı  kalma bu günahıma

Arayıp  bulduğum   pür   heves  ile     Sığınıp  gelmişem  ben  bu  risalet  penahına

Bir derdim var bin dermana değişmem     Alemin  nuru  Muhammed  mürvet  ya Ali mürvet

 

Şah  Hatayi'm   muhabbete   bakarım     Hatayi  der  ki  ya  Ali  dolu  günahla tenim

Ben  doluyum   ben  dolana   akarım     Alemin  nuru  Muhammed  mürvet  ya Ali mürvet

Güzel pirim bir dert vermiş çekerim

Bir derdim var bin dermana değişmem 

 

YEDİ DERYA                                                                    ZÜHD-Ü RİYA
 

Yedi  derya   sohbetini  bahri   umman  anlamaz   Zühd-ü   riya  ile   olan    ibadet

İlmi  Ledün  manasıdır   ahmak   olan   anlamaz   Hatadır  Hazret-i   Settar'a  karşı

Küntü Kenzden ders okursun cahil ondan ne anlar   Böyle  namaz   ile   olamaz   ümmet

Gözü  kör   kulağı  sağır   bibaserler  anlamaz   Hiç kimse  Ahmed-i Muhtar'a   karşı

 

Menaref   ilmine   eren   Aşık-ı  Suzan    olur   Allah gözlerine  çekmiş  bir  perde

Hevt nefsini katl eyleyen  meydanda merdan olur   Yok dersin Allah'ı   gökte ve yerde

Hırs  ile  şehvete  uyan  nefsine  kurban  olur   Gösterelim gel de gör Hak'kı  nerde

Yedi  tamu  şiddetidir   kemrah  olan   anlamaz   Secde   eyliyesin   didara    karşı

 

İlmü  Ledün   okuyanlar   aynen   yoldaş   olur   Ebsem ol Harabi  sen   nasıl  ersin

Ehedi     Ahmed     fatihada      baş      olur   Halli müşkül böyle sözler söylersin

Pa  ile  Ça  Ja  ile  Ka  anlayan  sırdaş  olur   İçtinab   et   belki  hata  edersin

İlmi  Ledün   manasıdır   ehli   inkar  anlamaz   Haydar-ı  Kerrar'e  Hünkara   karşı

 

Menaraef   ilmine   ermeyen   şu  ahmakı  fıkih   "Erenler bakmadan görür,

Pir dergahına  niyaz  et  yakın  bulasın  Hakkı                    gitmeden varır..."

Ey Virani  dört  kitaptan  Ali'nin  methin  oku   "Söz gemi, mana deniz..."

Ehlibeyti   hanedanı   şimri   mervan   anlamaz   "Kendini bilen, bilmediğini bilir."

May 28

American Indians

O, Great Spirit

 

Whose voice I hear in the winds, And whose breath gives life to all the world,hear me.

I am smell and weak. I need your strength and wisdom.

 

Let me walk in beauty, and make my eyes ever behold the red and purple sunset.

 

Make my hands respect the things I have made and my ears sharp to hear your voice.

 

Make me wise so that I may understand the things you have taught my people.

 

Let me learn the lessons you have hidden in every leaf and rock.

 

I seek strength, but to fight my greatest enemy - myself.

 

Make me always ready to come to you with clean hands and streight eyes.

 

So when life fades, as the fading sunset, my spirit may come to you without shame.


A Sioux Indian Prayer

 

Yüce Ruh

 

Sesini rüzgarın esişinde dinlediğim ve nefesi dünyaya hayat veren ruh, duy beni.
Ben küçük ve güçsüzüm senin güç ve bilgeliğine ihtiyacım var.

 

Benim güzellik içinde yürümem ve gözlerimle kızıl ve pembe gün batışını kontrol etmeme yardım et.

 

Ellerimin sahip olduklarımın değerini anlamasına ve kulaklarımın senin sesini duymasına yardım et.

 

Beni bilge yapki senin halkıma öğrettiğin şeyleri anlayabileyim.

 

Her yaprak ve kayadaki saklı sırları öğrenmeme yardım et.

 

Güç arıyorumki en büyük düşmanıma karşı savaşabileyim.

 

Sana her zaman temiz ellerle ve bakabilen gözlerle gelmem için bana yardım et.

 

Böylece hayat gün batımı gibi söndüğünde, ruhum sana utanç olmadan gelebilsin.


Bir Sioux Yerlisinin Duası

 

Çeviri: Özgür Üşenmez

May 10

American Indians

Only  after  the  last  tree  has  been  cut  down,
Only  after  the  last   river  has  been   poisoned,
Only  after  the  last   fish   has   been   caught,
Only then will you find that money cannot be eaten.


Ancak    son    ağaç    kesildiğinde,
Ancak    son   nehir  zehirlendiğinde,
ve  ancak   son   balık  tutulduğunda,
göreceksinizki  para  yenip  içilemez.
 
Çeviri: Özgür Üşenmez
May 06

American Indians

This Earth is precious

Teach  your  children  what  we  taught our children: The earth is our
Mother.  The  earth  doesn't belong to man, man belongs to the earth.
Every  part  of  this  earth  is  sacred  because everything is connected
like the blood which unites one body. Trees, air, wather, animals, grass,
earth, are  like  many  fine  strands  that  weave  the  web of life; men
are  merely  a strand of it. Respect your Mother because whatever befalls
the  Earth  soon  befalls  the  sons  of  the  Earth.

Bu Dünya değerlidir

Çocuklarınıza  bizim  çocuklarımıza  öğrettiğimizi  öğretin:  Dünya  bizim
Anamızdır.   Dünya   insana   değil,   insan   dünyaya   aittir.
Bu dünyanın her yeri  kutsaldır çünkü herşey kan bağının vücudu bağladığı
gibi   birbirine    bağlıdır.   Ağaçlar,   hava,   su,   hayvanlar,   otlar,
toprak   hayatın   ağlarını   bağlayan   değişik   güzelliklerdir;   insan
bunların   arasında   bir   dokudur.   Dünyaya   saygı   gösterin   çünkü
dünyanın  başına  gelecek  herşey  elbet birgün çocuklarını da bulacaktır.

Çeviri  Özgür ÜŞENMEZ  

 

Where Will Our Children Live...

A lonesome warrior stands in fear of what the future brings,
he will never hear the beating drums or the songs his brothers sing.

Our many nations once stood tall and ranged from shore to shore
but most are gone and few remain and the buffalo roam no more.

We shared our food and our land and gave with open hearts,
We wanted peace and love and hope, but all were torn apart.

All this was taken because we did not know what the white man had in store,
They killed our people and raped our lands and the buffalo roam no more.

But those of us who still remain hold our heads up high, and the spirits of
the elders flow through us as if they never died.

Our dreams will live on forever and our nations will be reborn, our bone and
beads and feathers all will be proudly worn.

If you listen close you will hear the drums and songs upon the winds, and in
the distance you will see....the buffalo roam again.

Submitted by Tommy Flamewalker Manasco


Çocuklarımız Nerede Yaşayacak...


Yalnız bir savaşçı ayakta durmakta, geleceğin belirsizliğinin getirdiği korkuyla,
O, hiçbir zaman davulların seslerini veya kardeşlerinin şarkılarını duymayacak.

Halkımız bir zamanlar şereflice ayaktaydı bir kıyıdan diğerine
Şimdi çoğu kayboldu gitti az kaldık, artık bufalolar yok çayırlarımızda.

Biz toprağımızı ve yiyeceğimizi paylaştık ve onları açık yüreklilikle verdik başkalarına,
Biz barış, sevgi ve ümit istemiştik, ama hepsi paramparça edildi.

Bütün bunlar elimizden alındı çünkü beyaz adamın bizim için ne ifade ettiğini bilmiyorduk,
İnsanlarımızı öldürüp topraklarımıza tecavüz ettiler, ondandır bufalolar yok çayırlarımızda.

Fakat biz geride kalanlar başımızı dik tutuyoruz
Atalarımızın ruhları hiç ölmemişler gibi bizim bedenimizde yaşıyor.

Hayallerimiz sonsuza kadar yaşayacak ve halklarımız yeniden doğacak,
Tüylerimiz ve kolyelerimiz yine gururla giyilecek.
 
Eğer iyice yakınlaşıp dinlersen şarkılarımız ve davullarımızın sesini rüzgarın uğultusunda bulacaksın
Ve ufukta, uzak bir yerde göreceksin ki bufalolar yine çayırlarımıza gelmişler.

Çeviri  Özgür ÜŞENMEZ  

 
Website counter

 
Photo 1 of 103

Weather

Loading...