İsmail's profileBAŞKA TÜRLÜ BİR DÜNYA MÜ...PhotosBlogListsMore ![]() | Help |
|
|
BAŞKA TÜRLÜ BİR DÜNYA MÜMKÜN !ANOTHER WORLD IS POSSIBLE !
July 28 Alevi-Bektaşi Müziği
Alevi-Bektaşi Müziği; Deyiş, Düvaz İmam, Miraçlama, Semah ve Tevhit'lerden oluşmaktadır. Bunlar aynı zamanda cem törenlerinde ibadetin de aşamalarıdır.
Deyiş: Yaşamdaki olumlu olumsuz her konuya insani açıdan açıklık getiren, insanlara sevgiyi, dostluğu, paylaşımı öğütleyen şiirlerdir. Bunlar, bilge Aşık-Ozan'ların eserleridir.
Düvaz İmam: 12 İmam adlarının geçtiği ve anıldığı deyişlerdir.
Miraçlama: Hz.Muhammet'in iç yolculukla yükselerek Tanrı'ya ulaşmasını, Kırklar meclisine gelişini, Kırklarla birlik oluşunu ve semaha kalkışını anlatan deyişlerdir.
Semah: Gökyüzüne ağlamak, uçmak anlamına gelir. Saz eşliğinde okunan deyişlerin içeriğine ve ritmine göre; Canların cezbe gelip vücut hareketleriyle yaptığı ibadettir. Ağırlama, yürüme ve yeldirme olarak üç bölümden oluşur.
Tevhid: Semahların bitiminde diz üstü oturularak okunan deyişlerdir. Hakk'ın birliğini, varlık aleminin Tanrı'da birliğini, Cem erenlerinin gönül birliğini ifade eder. Cem Töreni ve İbadetin son aşamasıdır.
Alevi-Bektashi Music
Alevi-Bektashi music consist of Deyis, Duvaz Imam, Miraclama, Semah and Tevhit genres. Each of them represents the ritual stages of the worship in Cem ceremonies.
Deyis: These are poets that tackle positive and negative all developments from a humane point of view, and advise love, friendship, sharing. They are the works of learned troubadours.
Duvaz Imam: These are poems that cite the names of the Twelve Imams as well as commemorate them.
Miraclama: These poems tell the story of Muhammet's Ascension and reaching to God, his participation in the Assembly of Forties, becoming one of them and taking part in the first samah with them.
Semah: The term refers to floating, flying in the sky. It is a ritual worship on reaching ecstasy the participants join in a dance which consist of three stages, agirlama ( meeting and saluting ), yurume ( walking ) and yeldirme (whirling, flying ).
Tevhid: These are poems cited sitting on the knees at the and of Samah. They tell the unity in God, the unity of the realm of creatures in God as well as the unity of souls of the participants in the Cem ceremony. It is the last stage of the Cem ceremony and worship.
April 28 Öğreti Olarak AlevilikAlevi öğretisi, dört öğe dört nitelik üzerine yapılanan, “atomculuğun” yeni bir yorumu biçiminde algılanan ve kendini tasavvuf zemininde “ruh tasarımı” olarak dışa vuran bir öğretidir.
Alevilikte doğasal çevrim, “varlığa geliş” ve “varlıktaki değişim dönüşüm”le açıklanır. Tasarım gereği, “nesneye yönelme”, felsefenin temel eğilimi durumundadır. Nesne, ister düşünce evreninde olsun, isterse duyulur evrende bulunsun, bilgiye kaynak oluşturan ve belli nitelikler taşıyan bir “varlık”tır.
Alevi felsefesinde “varlığa geliş” ve varlıktaki değişim dönüşüm, “dört öğe öğretisi” ile açıklanır: Temel düzeyde ele alındığında varlık, “dört öğe”den, yani su, hava, ateş ve topraktan oluşur; bu dört öğe önsüz sonsuzdur; bu dört öğenin çeşitli oranlarda bir araya gelmesinden ve bu anda dört öğe’nin “yapımına” giren niceliklerin karşılıklı yer değiştirmesi ile “görünüşteki” varlıklar belirir. Algıyla kavradığımız nesnelerin, kendileri başka bir şeye indirgenemeyen, varedilemeyen ve yok edilemeyen dört temel öğenin çeşitli oranlarda bir araya gelmesiyle oluşması, “varlığa gelen” nesnenin yoktan varedilemediğini kanıtlar; onun varlığa gelmesi, doğması bir bileşim iken; yok olması ise bir ayrışmadan başka bir şey olmayacaktır.
Alevilikteki bu tasarım felsefeden yola çıkar, giderek bir kuram durumuna dönüşür. Şöyle bir soru yöneltilebilir: Alevilik ciddi kuramsal bir öğreti midir? Yoksa akıl dışı, sorgulama dışı bir kurgu mudur?
Bunu anlayabilmek için doğa bilimlerinin ve Aleviliğin “bilgi üretimini” nasıl yaptığına bakalım: Doğa bilimlerinde doğal görüngüler, bir “atom içi” süreçler kuramı çerçevesinde açıklanır. Sözgelimi; elektronların atom çekirdekleriyle ilişkisi, Güneş çevresinde dönen gezegenler örneğindeki gibidir. Alevilikte ise doğal görüngüler, doğaya dirilik veren “can” çerçevesinde açıklanır. Bu “can”, ruh olarak algılanır. Buradan şöylesi bir sonuca ulaşabiliriz: Alevilikteki “ruh tasarımı” ile doğa bilimlerindeki “atom tasarımı” arasında “yapısal” bir benzerlik bulunmalı ki “bilgi üretimleri” benzer olsun.
Alevilikte “ilk akıl” (akl-ı evvel), kendisini “evrensel ruh” biçiminde dışa vurur. Bu bağlamda ilk akıl, varlığın oluşturucu özüdür; bütün hareketlerin, hareket başlığı altında toplanan bütün olayların; ayrışmanın, birleşmenin, türlenmenin ve düşünmenin başlıca kaynağı ilk akıl’dır. Bu nitelikleri nedeniyle ilk akıl, “diriliği” olan, etkili, üstün nitelikli, yaşatıcı geliştirici bir “erk”tir, ya da “erk” biçiminde “görünüşe çıkan” harekettir. Demek ki “ilk akıl” soyut değil somuttur, yani maddeseldir. Ancak onun maddesi, bizim duyu organlarımızla algılama sınırlarımızın üstünde olduğu için sonuçları dışında kendisini algılayamayız. İlk aklın somutluğu, özellikle vahdeti mevcut anlayışında açıkça gözlenir: Çünkü, vahdeti mevcut’ta ilk akıl, kutsal gerekçesini, kendisine verilen bilgilerin ya da kendisinde varolan “gizil” güçlerin görünüşe çıkmasında, yani “nesnelleşmesi”nde bulur. Tanrısal akıl gibi gözüken “ilk akıl” nesnelleşince insan aklına, daha doğrusu soyut insanın “toplumsal aklına” dönüşüverir.
Anlaşılacağı gibi Aleviliğin ruh tasarımında “maddeci” bir yan vardır: Maddesel, yani somut olduğu için ruh ya da ruhsal varlıklar da tıpkı gördüğümüz ve duyu organlarıyla algıladığımız nesneler gibidir. Bizim görmüyor ya da duyu organlarıyla algılayamıyor olmamız, ruhun maddeselliğini ortadan kaldırmaz. Ürettiği sonuçlarla biz onu somut olarak algılarız. Demek ki ruh da herhangi bir nesne gibi atomlardan kuruludur: Atomlardan kurulu bir “bütün”dür demek daha doğru. “Dirilik” denilen şey ruhu oluşturan atomların birleşmesinden oluşur; “ölüm” ise bu atomların dağılması ayrışması anlamına gelir. Bu nedenle “dirilik” bir birleşme, “ölüm” ise bir “çözülme”dir.
Anadolu Aleviliğinin ruh tasarımı, “varlık”tan esin alan ancak akıl yürütme yoluyla “kurgulanan” düşsel tasarımın “tasavvufi maya” olarak kullanıldığı bir “maddeci” tasarımdır. Bu tasarımda “birey”, “toplum” ve “doğa” gibi somut kimlikler, doğasal ve toplumsal nesnel gelişim sürecinin bir parçası olarak açıklanır. “Ben”,”Tanrı”, “Hak” gibi soyut kimlikler, görünmeyen ancak görünen nesneleri kuran atomlardan kurulu “nesnelerin” nesnelleşmesiyle/doğalaşmasıyla açıklanır.
Demek ki doğa bilimlerinin “bilgi üretim süreci” ile bir “felsefi din”, bir “bilgelik öğretisi” olan Aleviliğin “bilgi üretimi” arasında “tasavvufi” kutsanmışlığına karşın, onu bilimsel bir kuram durumuna yükselten bir “koşutluk” bulunmaktadır.
Bu koşutluk gereği Aleviler-Bektaşiler metafiziğin tersine:
l.- Doğayı; nesne ve olayların rastlantısal bir yığını olarak değil, birbirine organik olarak bağlı ve bağımlı nesne ve olayların bir bütünü olarak görür. 2.- Doğanın; hareketsizlik ve değişmezlik içinde değil, her an değişip yenileşen ve gelişen bir süreç içinde olduğunu ileri sürer. 3.- Gelişme sürecinin; basit bir büyüme süreci olmadığını, niceliksel değişmelerden niteliksel değişmelere sıçramalarla geçen bir süreç olduğunu savunur. 4.- Gelişmenin; alttan üste doğru sarmal bir gelişim izleyerek gerçekleştiğini, nesne ve olayların içindeki çelişmelerden doğduğunu savlar.
Diğer yandan idealizmin tersine:
l.- Maddenin bilinçten önceliğini ve bağımsızlığını, hareket eden olayların hareket eden maddenin farklı biçimleri olduğunu, olayların ve nesnelerin bağlılıklarıyla bağımlılıklarının maddenin gelişme yasası gereği olduğunu, evrensel gelişmenin bu yasaya göre oluştuğunu ileri sürer. 2.- Evrenin ve yasalarının bilinebileceğini, bilgi sürecinin evrensel yaşamla birlikte pratikle doğrulanarak sonsuza değin gelişeceğini belirtir. Esat KORKMAZ April 15 MEVLEVİLİK
Mevlana Celaleddin Rumi’nin gizemciliği…
Varlık birliği (Vahdet-i vücut) anlayışından doğan Mevlevilik, Sünni tarikatların en yaygınlarından biridir. Önce Mevlana Celaleddin’in büyük ozan ve bilgin kişiliği çevresinde dost toplantıları biçiminde gelişmiş, Mevlana’nın ölümünden sonra oğlu Sultan Velet tarafından bir tarikat olarak düzenlenmiştir. Gizemcilik alanına getirdiği yenilik, insan’ı değerlendirmesidir. Mevlana’ya göre tanrı ses ve söz olarak insan’da belirmiştir. Evrendeki bütün varlıklar tanrının çeşitli görünümleridir ama insan bunların en üstünüdür. Tanrı, niteliklerinden en önemlilerini ve büyük çoğunluğunu insana vermiştir. İnsan, kendisinde saklı olan bu tanrısal gize aşk (tanrıya duyulan derin sevgi) ‘la erişir ve bilgi (İrfan) sahibi olur. Evrensel devim, dönme (Sema)’yle gerçekleşir. Devindirici güç aşk’tır.
Mevleviliğin başlıca ilkesi, insanı sevmenin tanrıyı sevmek demek olduğunu saptamış bulunmasıdır. Tanrılık düşüncede insanı böylesine yüceltmek, mevleviliğin İslam gizemciliğine getirdiği büyük bir aşamadır.
Sünni bir tarikattır, eşdeyişiyle tanrının ve peygamberinin açık sözlerine uyar ve bunlardan gizlenmiş sayılan anlamlar çıkarmak için yorum yapmaz. Bununla beraber tasavvuf tarikatlarının ortak felsefesi olan varlık birliği inancına sıkıca bağlıdır. Bu inanca göre tanrı yaratan değil beliren (tezahür eden)’dir. Sünnilikle bağdaşmayan bu anlayış, mevleviliğin ve mevlevilerin en büyük çelişkisidir. Bu anlayışın daha birçok ayrıntıları da sünnilikle bağdaşmaz. Örneğin bu anlayışa göre tanrı, her türlü evrensel varlıkta tezahür ettiğinden bir müslümanla bir ateşe tapanın arasında hiçbir fark yoktur. Mevlana bir şiirinde şöyle der: “Bizim yolumuz, şu güzelim dünyada yaşamak yoludur”. Nitekim sünni müslümanlıkta haram sayılan resimli, müzikli, rakslı tapınmalarla bu yolu kendi yaşamı süresince de izlemiştir. Bir başka şiirinde de şöyle der: “Körün ayağına bir engel takıldı, yaygıyı yayan iyi yaymamış dedi. Yaygıyı yayan da , a kör dedi, kimseye suç yükleme, sen tutacağın yolu görmüyorsun”. Şii-batıni varlık birliği anlayışına da şu öykü bir örnektir: Mevlana’nın öğrencileri arasında Süryanos adında bir de Rum delikanlısı varmış. Açık sözlü bir gençmiş. Ulu orta konuşmalarından ötürü yakalayıp Kadı’nın önüne götürmüşler. Kadı: “sen Mevlana’ya tanrı diyormuşsun, doğru mu?” diye sormuş. Süryanos hep o açık sözlülükle “yalan” demiş, “ben Mevlana’ya tanrı demedim, tanrıyı yaratandır dedim. Tanrı ben’im, ama bunu yıllardır bilmiyordum, bana tanrı olduğumu Mevlana öğretti”. Süryanos’u iyice sapıtmış sanarak salıvermişler. O da gelip olup biteni Mevlana’ya anlatmış. Mevlana onu dinledikten sonra “Kadı’ya deseydin ki” demiş “yazıklar olsun sana, eğer sen de tanrı olamadıysan”. Bu öykü mevleviliğin Hallaç Mansur’vari enelhak (Tanrı ben’im)’çılığını gereği gibi belirtmektedir.
Mevlana’ya göre bilgi, insanı, öbür varlıklardan üstün kılar. Evrenin bütün varlıkları arasında bilgiye erişmiş olan tek varlık insan’dır. Bunun için insan zübde-i alem (Evrenin özü)’dir, kelamullah (tanrının sözü)’tır. Her ne kadar evrendeki bütün varlıklar aynı ve tekvarlığın (tanrının) belirtisiyseler de insan, bilgisiyle, hepsinin üstündedir. Yeni Platoncu ve Plotinus’çu kavramlarla ussal ve insansal bir din anlayışı geliştiren Mevlana, gene sünnilikle çelişkiye düşen bir anlayışla, aşk ve müzikli-rasklı tapımla tanrıyla birleşileceğine inanmaktadır. Tüm ve tekvarlık olan tanrıdan gelen insan böylelikle tanrıya dönmektedir. Batıni inançlarına göre evren, göklerin ve yıldızların dönme’leriyle oluşmuştur. Mevlevilikte de tanrıyla birleşme ve tanrılık sırra erişme, dönme temeline dayanan ve sema adı verilen müzikli ve şiirli rakslarla gerçekleştirilir. Olduğu yerde dönerek yapılan bu raks, insanı büyük bir baş dönmesiyle kendinden geçirir (vecde ve istiğraka garkeder). İnsan bu baş dönmesiyle tanrılaşır. Mevlana’nın ünlü sözüyle “insanı sevmek, tanrıyı sevmektir”, çünkü ve açıkça insan da tanrıdır.
Mevlevilerin giyim kuşamları, müzikleri, raksları, deyimleri çok ayrıntılı ve kuralsaldır. Birçok şii-batıni tarikatlardan her bakımdan, daha aşırı olduğu halde şeriatçıların hücumuna uğramaması iki nedene dayanır. Bu nedenlerden biri büyük çoğunluğun bilgisizliği ve mevleviliğin özünü kavrayamaması; şatafatlı tören, giysi, müzik ve rakslara hayran kalıp bunlarla oyalanmasıdır. İkinci ve başlıca neden de devlet büyüklerinin mevleviliğe bağlanarak onu her türlü yobazca suçlamalardan korumuş olmalarıdır.Mevleviliğin bir özelliği de Çelebi adı verilen ve Mevlana soyundan gelen şeyhlerle yönetilmesidir. Osmanlı padişahları gibi babadan oğla geçen bu soy zinciri, başkaca hiçbir tarikatta yoktur. Mevlevilikte Kalenderlikten, Melamilikten, Fütüvvetçilerden ve daha sonra Bektaşilikten alınma pek çok öğeler vardır. Orhan HANÇERLİOĞLU
Mysticism of Mevlana Cellaleddin Rumi...
Originated from the belief of ontological unity (Vahdet-i-Vucud), Mevlevi current is one of the most widely known among Sunni sects. It started around the enlighthened and sophisticated personality of Mevlana Celalleddin and his close gatherings and after his death it was organised as a sect by his son Sultan Velet. This current’s innovation was its retreatment of human beings. According to Mevlana, God is personified in humankind as spiritual and material form. Every organism in the universe is different apperances of God but the humankind is the most distinct one among those organism. God’s most significant qualities were granted to human beings. Humans can only reach this inherent Godly mysticism through a deep love towards God and that makes them enlighthened. Universal evolution is realized through circling (Sema) and the leading force of the evolution is the love towards God.
The basic principle of Mevlevi current is that it understands that loving human beings means loving God. To elevate the importance of human kind to such higher levels in Godly thought is the most important development that Mevlevis brought into the Islamic mysticism.
Sunni as a sect literally obeys the words of God and the prophet and does not quest to look for concealed meanings in those holly words. Nevertheless Mevlevi current is firmly loyal to the belief in ontological unity which is the common philosophy of all tasavvuf sects. According to this belief, God is not the creator but it is a spritual personification in universe. This belief contradicts with the basis of Sunnism and it is the principal contradiction of Mevlevis. There are other forms that this belief deviates from the Sunni understanding. For example, under Mevlevi principles there is no difference between a Muslim and a person who believes in fire as they all are the apperances of same God. In one of his words Mevlana said that “their way is to fully live in this beloved world”. Moreover, most of his praying rituels, that involved dancing, music and pictures which displayed his way of life, are counted as heresy by Sunni believers. Another example for, Shite-batini understanding of ontological unity was this story: One of the Greek students of Mevlana, Suryanos was brought before a religious judge because of his eye raising talks and they asked him “Was it true that he called Mevlana God”. He replied “ no it is a lie, I called Mevlana not God but the creator of the God. He continued that “ I did not know that I, myself, am the God, but Mevlana taught me that I am the creator”. Judge released him as insane person, when he went to Mevlana and told him the story, Mevlana said that “ he should have told the judge shame on him since he could not be a God himself “. This is an anectode that fully symbolizes the deep crying of Hallacı Mansur tradition , that is ( God is me) among Mevlevis.
According to Mevlana knowledge makes human beings superior to other forms of living. In universe humankind is the only being that can reach to the knowledge. Because of this human is the (zubde-i alem) essence of the universe, and (kelamullah) personification of God. Even though all organisms in the universe are the apperances of the same and the only being (God), humans are superior to all of them because of the knowledge. With these neo-Plato and Platinus concepts Mevlana developed a rationalist and humanistic religon and again as opposed to Sunni beliefs, he thought that humans can unify with God through his uncoventional musical and dancing rituals. Through these human can unify with the God from whose being it derived. According to Batinis, universe has been formed by revolving stars and skies. At the same time in Mevlevi system uniting with God and reaching to its mysticism can be only realized through dancing ritual which depends basically on revolving, also called Sema by Mevlevis. This dancing and revolving around oneself ritual makes a person unconscious because of its enlightening experience. This experience makes a human God. As Mevlana said “ loving humankind means loving God”, since it is open to him that human is a God. .
The dressing styles, musics, dances and proverbs of Mevlevis are too detailed and rigidly ordered. Even though, Mevlevis are more radical than most of other Shiite-Batini sects in discourse and practice, because of the following two reasons it was protected from more destructive attacks of Seria believers. First, majority of the population could not comprehend the essence of Mevlevi system; they got lost in the eye-catching musical and dancing rituals of Mevlevis. Second, statesman and influental people, because of their understanding and loyalty to Mevlevis, protected the sect from destructive attacks of bigotry.
Another aspect of the Mevlevi system is that it has been governed by sheiks that called Celebi whose ancestors came from Mevlana Cellaleddin’s blood. As Ottoman dynasty the governance of the sect passed within the dynasty of Sheikhs. This is totaly different from other sects. Also in Mevlevi system there are values that were imported from Kalenderis,Melamis ,Futtuvetcis and later on from Bektashis.
Translated by Özgür ÜŞENMEZ & Levent DUMAN January 09 BATINİ NEFESLERÖNCE SÖZ VARDI...
Alevi-Bektaşi inanç geleneğinde, tasavvufi ilham ve görüşlerin, nesir (düzyazı) ile ifadesi, tercih edilen bir yöntem
değildir. Bu tür bir ifade biçiminin, zahidler ( tasavvufi keşf ve zevkten yoksun ) nazarında yaratacağı tepkilerin,
tasavvuf ehline ve yollarına zarar verebileceği düşüncesiyle "nefes" örgüsü tarzında anlatılmasına önem verilmiştir.
Ancak bu anlatım tarzı simgesel ve alegoriktir.Yani nefeslerde kullanılan sözcükler, sözlük anlamları yanında
simgesel ve benzetmeli anlamları da içerirler. Bu yöntem, anlamları saklamak, sezgiyi ve keşfi harekete geçirmek
içindir. Nefeslerdeki simgesel ve alegorik yani katlı anlatım tekniği, aynı inancı taşıyan muhibblere ( sevenlere ),
gelenekteki kullanılan deyimiyle " sırrı faş etmeme " yani sırrı açığa vurmama ilkesine uygun olarak muhabbet
edebilme olanağı sağlamıştır. Böylece inanca ilişkin öğreti, kelime ve kavramlar, zahiri ya da ilk anlamları içerisinde
saklanarak anlatım sağlanabilmiş ve muhibbler arasında zamanla bir tür "sır dili" oluşmuştur.
Alevi-Bektaşi erkanı ve inancı gereğince, deme ve nefeslerdeki anlatımda simgeler ve benzetmeler, karşıtların
birliğini içerir. Yani bu anlatım tarzında, zıt gibi görünen, aslında bir bütünü oluşturan, hakkın iki vechesine (yüzüne)
" zahir (dışsal) ve batın (içsel) " birliğine göndermeler yapılmaktadır. Batın, kelime anlamı olarak, iç, gizli, derun,
gizli alem anlamlarına gelmektedir. Aynı zamanda Allah'ın dört isminden biridir: "Evvel, Ahir, Zahir, Batın" (Hadid Suresi)
BEFORE THERE WAS SPEECH...
In the Alevi-Bektasi tradition,simple prose is not the preferred vehicle for the expression of mystic inspiration and views.
In view of the harm that the reactions of the zahitler ( religious hypocrites; those who are pious but devoid of love ) to
such expression could bring to the mystic community and their path, the preferred way is through hymns, known as
nefes, literally "breath". However, this way of explanation is symbolic and allegorical; that is, the words used in "nefes"
contain, besides their dictionary definitions symbolic and metaphysical significance. This methot is used in order to
conceal the meaning and bring intuition and revelation into play. The symbolic and allegorical " layered meaning "
technique insures the possibility of speaking to the muhibb ( members of the community, literally "those who love" ),
without "divulging the secret", to use the traditional expression. In this way, the teachings, words and concepts of the
faith, concealed beneath the outward or primary meanings of the words, have been assured transmission, and among
the muhhibb, have come to comprise a sort of "secret language".
In accordance with Alevi-Bektasi principles and belifts, the symbols and metaphors in the deme ( folk poetry with a
mystical message, often set to song ) and nefes contain the resolution of conflicting points. That is, two different faces
of hakk ( God / truth ) which appear to be opposites but which actually constitute one whole, zahir (manifest, appearing)
and batın ( hidden, esoteric ) are united. Batın, meaning "inner, hidden, deep", signifies the hidden world. At the same
time, it is one of the fuor names of Allah (God): Evvel, Ahir, Zahir, Batın: The First, The Last, The Manifest and The Hidden.
(Hadid Sura)
EY ERENLER YANDIM DA GELDİM
Aman hey erenler mürüvvet sizden Bir kandilden bir kandile atıldım Öksüzem garibem ihsana geldim Turab olup yeryüzüne saçıldım Bu yetim halime merhamet eyle Bir zaman Hak idim, Hakk ile kaldım Ağlayı ağlayı meydana geldim Gönlüme od düştü yandım da geldim
Şah'ın bahçesinde bir garip bülbül Ezelden evveli bir Hakk' ı bildik Efkarım artmakta halim pek müşkül Hakk'tan nida geldi Hakk'a Hakk dedik Koparmadım asla kokladım bir gül Kırklar meydanında yunduk pak olduk Gafil oldum ise imana geldim İstemem taharet yundum da geldim
Muhammed Ali' nin kullarındanım Şah Hatayi eydür senindir ferman Al-i Aba nesl-i Haydar' ındanım Olursun her kulun derdine derman İmam Cafer Sadık mezhebindenim Güzel Şah' ım sana bin canım kurban Derdimend Hatayi ihsana geldim İstemez kurbanı kestim de geldim
"Neylesin Zülfekar, Erenler de eylesin kisb-ü kar..." "Hakk ile hak olan, turab olur, yer ile yeksan olur.."
EZEL BAHAR OLMAYINCA EKSİKLİK KENDİ ÖZÜMDE
Ezel Bahar olmayınca Bir nefescik söyleyeyim
Kırmızı gül bitmez imiş Dinlemezsen neyleyeyim
Kırmızı gül bitmeyince Aşk deryasın boylayayım
Dertli bülbül ötmez imiş Ummana dalmaya geldim
Bülbül hevestir ötmeye Aşk harmanında savruldum
Sarılıp güle yatmaya Hem elendim hem yoğruldum
Bahçıvan gülü satmaya Kazana girdim kavruldum
Gül kadrini bilmez imiş Meydana yenmeğe geldim
Bahçıvan satma bu gülü Ben Hakk'la oldum aşina
Haramdır parası pulu Kalmadı gönlümde nesne
Ağlatma dertli bülbülü Pervaneyim ateşine
Gözyaşını silmez imiş Şem' ine yanmaya geldim
Bülbül güle hayran olur Ben Hakk'ın kemter kuluyam
Hayran olur seyran olur Kem damarlardan beriyem
Bazı insan gafil olur Ayn-i Cem' in bülbülüyüm
Gafil arif olmaz imiş Meydana ötmeye geldim
Şah Hatay' im ölmeyince Şah Hatayi' dir özümde
Tenim turab olmayınca Hiç hilaf yoktur sözümde
Dost dosttan ayrılmayınca Eksiklik kendi özümde
Dost kıymetin bilmez imiş Darına durmaya geldim
"Aşk-ı daim olsun..." " Aşk olsun Kopuz Dede..."
DAHA HİÇBİR VARLIK YOK İKEN KAİNATTA HAKKIN MEKANINI SORARSAN EY KARDAŞ
KAİNAT NOKTA İKEN KUDRET KANDİLİNDE GÖZ FERİYLE GÖRÜLMEZ O MEKAN KARDAŞ
AŞİKARE DÖKÜLDÜ NUR SIRRI KÜNTÜ KENZDE AŞKIN GÖZÜYLE ANCAK GÖRÜLÜR KARDAŞ
HER EŞYA VÜCUD BULDU ÜSTAZIN NUTKU NEFESİNDE HAKKIN YURDU AŞKTIR BİLESİN EY KARDAŞ
YOL VÜCUD ŞEHRİDİR KAPISI DA GÖNÜL
KAPIYI AÇAN GİRER İLMİN ŞEHRİNE
VÜCUDDAN İÇERİ BAKAN ERENLER
ZAHİRİ BATINI GÖRÜR KENDİNDE
GEL DERVİŞ EFSANE
Gel derviş gel hele yabana gitme Bir zaman efsane yeldim cihanda
Her ne arar isen inan sendedir Şimdi bir sultana eriştik şükür
Beyhude nefsine eziyet etme Fehmettim eşyayı sebul mesan da
Kabeyse maksudun rahman sendedir Nokta-i bührana eriştik şükür
Çöllerde dolaşıp seraba bakma Yedi harften bir noktaya süzüldük
Allah Allah deyü havaya bakma Esmaü'l Hüsna'ya anda yazıldık
Talibi Hak isen kitaba bakma Ehlibeyt' in katarına dizildik
Okumak bilirsen Kuran sendedir Menzil-i merdane eriştik şükür
Gayrıdan derdine arayıp çare Otuz altı babdan içeri girdik
Ne varlık verirsin nar ile mare Hamdülillah ne hub didara erdik
Cennetten çıktınsa behey avare Kaldırdı nikabın cemalin gördük
Havva'yı aldatan yılan sendedir Acaib seyrana eriştik şükür
Ey Rıza takat yok Hakkı inkara Sıdkı der dembedem zikrullahımız
Sen mahrem imişsin didarı yare Cana hayat verir feyzullahımız
Şimdi agah oldum sırrı esrara Sertac-ı Muhammed Eyvallahımız
Alemi yaratan vicdan sendedir Sırrı lamekana eriştik şükür
YA HÜ AŞK
Ya Hü burda olan muhibbana bak Aşk atına süvar olan aşıklar
Öyle sarga burga kardaş değildir Ölünceye kadar yorulmaz imiş
Edebinle otur yahut burdan kalk Hakkı can gözüyle gören sadıklar
Herkes senin gibi kalleş değildir Bu fani dünyaya sarılmaz imiş
Hak yüzüdür burda gördüğün yüzler Kiraman Katibi cümleyi yazan
Velakin göremez kör olan gözler Berhudar mı olur doğrudan azan
Bezm-i erenlerde söylenen sözler Fırsat elde iken sermaye kazan
Hakkın esrarıdır haşhaş değildir Eli boş divana varılmaz imiş
Söylenen sözlerin cümlesi hoştur Sıdkı der yar olma kavl-i yalana
Dolulara dolu boşlara boştur Sakın emeğini verir talana
Harabi kemteri sanma sarhoştur Burda hünkar evladına muhib olana
Yer içer zevk eder ayyaş değildir O divanda sual sorulmaz imiş
MUHAMMED ALİ DİYENLERDENİZ BÜLBÜL AĞLAR GÜL AĞLAR
Sofu mezhebimin nesin sorarsın Usul erkan bilmez nadan elinden Biz Muhammed Ali diyenlerdeniz Usul ağlar erkan ağlar yol ağlar Gözlüye gizli yok ya sen ne dersin Bülbülün figanı gonca gülünden Biz Muhammed Ali diyenlerdeniz Bülbül ağlar diken ağlar gül ağlar
Biz tüccar değiliz alıp satmayız Kamil olanların bellidir yeri Erkan gözetiriz yoldan sapmayız Aşk yoluna koydum can ile seri Gönlümüz ganidir kibir tutmayız Hakk' ın didarını görelden beri Biz Muhammed Ali diyenlerdeniz Derya ağlar ırmak ağlar göl ağlar
Şah Hatayi'm eydür Muhammed Ali Şah Hatay' ım neler gelir dilimden Onlardan öğrendik erkanı yolu Hakikat kuşağın çözme belinden Ali Muhammed' dir Muhammed Ali Nice özün bilmez derviş elinden Biz Muhammed Ali diyenlerdeniz Hırka ağlar tığ-i bend ağlar şal ağlar
BENİM PİRİM DERTLERE DERMANDIR ALİ
Benim pirim Şahı Merdan Ali'dir Yakın bil ebced-ü burhandır Ali
Sefiller carına yeten haydardır Beyan-ı tevhid-i Kuran'dır Ali
Kapıyı hayberi şehadet parmağıyla Muhammed miraca vardığı gece
Kaldırıp asumana atan Haydar'dır Kapıda gördüğü arslandır Ali
Onlar girer zahir batın donuna Çıkardı yüzüğün verdi nişane
Onların rızkı gelir kudret kolundan Hakikat gördü kim Sübhan'dır Ali
Asuman yüzünde arslan donunda Hak ile kıldı doksan bin kelamı
Resulün yolunda yatan Haydar'dır Otuzbin sır ile sırdandır Ali
Şah Hatayi'm müşkülümü kaldıran Yoğ iken yer ve gök arş ile kürsi
Hü deyip Cebrailin perini yakan Hakikat mizanın kurandır Ali
Üçyüz yıldan sonra nergizi getiren Bu biçare Hatayi' nin penahı
Nergizi Selman'a sunan Haydar'dır Devasız dertlere dermandır Ali
"Hayyı-ı Dar olan Haydar-ı kerrar'dır..." "Yakinen yakiyn olan, yakınmaz, yana yakıla yakarır, yanar..."
GEL GÜZEL EY ZAHİD
Gel güzel yola gidelim Ey zahid sen bizi sanma günahkar
Adı güzel Ali'm ile Günahımız yoktur sevabımız var
Açlar doyar susuz kanar Gördüğümüz demi hoş görür Settar
Leblerinin balı ile Bu sırra Kuran'la cevabımız var
İçilmez dolu içilmez Hak'tan bize her dem hidayet olur
Pir ile yardan geçilmez Muhammet Ali'den inayet olur
İkisi birdir seçilmez Saz çalsak Allah'a ibadet olur
Has bahçenin gülü ile Davut Peygamber'den rebabımız var
Erenler lokması nurdur Bu ana değin ta Kalü Bela'dan
Lokmaya elini sundur Haberimiz vardır her maceradan
Şah Hatayi'm doğru yoldur Harabi'ye ihsan olmuş Huda'dan
Ali'm kendi yolu ile Okuyoruz işte kitabımız var
BİZ MECMA-ÜL BAHREYN
Bize takdir olmuş kalübeliden Mecma-ül Bahreyne vardığım zaman
Onun için sakin-i meyhaneyiz biz Hızrı bulup candan kölesi oldum
Sekahüm hamrini ta ezeliden Ledün İlmin bana eyledi ihsan
İçtik dost elinden mestaneyiz biz Sırrı Sırrullahın tamamı oldum
Hakkı her bir şeye kaadir biliriz Can kulağı ile beni dinleyin
Dünya ve uhraya nazır biliriz Ey arifler ehli Hakka Söyleyin
Her nereye baksak hazır biliriz Birleşerek beni tavaf eyleyin
Secdeyi kabeyi puthaneyiz biz Çünkü la mekanın mekanı oldum
Harabi sen bizi divane sanma Her bir tarikattan istifa ettim
Sözünü fehmetmez mestane sanma Tariki Hudaya iltica ettim
Yıkılmış çürümüş saray sanma Ey Harabi Hakka iktida ettim
Hazineler dolu viraneyiz biz Şükür Bektaşiyyül Melami oldum MUHABBET BAĞINDA ALEMİN NURU
Muhabbet bağında bir gül açıldı Hasretinden yandı varım hiç götürürmüyüm seni Bir derdim var bin dermana değişmem Umarım hak divanında yad eyliyesin beni Yüküm lal-ı gevher mercan saçarım Sana cömert gani derler mürvet hey keremkanı Bir derdim var bin dermana değişmem Alemin nuru Muhammed mürvet ya Ali mürvet
Cümle kuşlar dile gelir yazım der Sana benzer bulamadım şu cihan-ı vahdette Gövel turnam Şam'a gelir güzüm der Göster mah-ı cemalini kalmayayım hasrette Benim yarelerim tuzum tuzum der İsmini zikr eden kullar mahrum kalmaz ahrette Bir derdim var bin dermana değişmem Alemin nuru Muhammed mürvet ya Ali mürvet
Garip bülbül gönlüm eğler ses ile Bağışla bu günahkarı yüz sürdüm dergahına Nicelerin ömrü gitmiş yas ile Ruhum küfr içinde kaldı kalma bu günahıma Arayıp bulduğum pür heves ile Sığınıp gelmişem ben bu risalet penahına Bir derdim var bin dermana değişmem Alemin nuru Muhammed mürvet ya Ali mürvet
Şah Hatayi'm muhabbete bakarım Hatayi der ki ya Ali dolu günahla tenim Ben doluyum ben dolana akarım Alemin nuru Muhammed mürvet ya Ali mürvet Güzel pirim bir dert vermiş çekerim Bir derdim var bin dermana değişmem
YEDİ DERYA ZÜHD-Ü RİYA
Yedi derya sohbetini bahri umman anlamaz Zühd-ü riya ile olan ibadet İlmi Ledün manasıdır ahmak olan anlamaz Hatadır Hazret-i Settar'a karşı Küntü Kenzden ders okursun cahil ondan ne anlar Böyle namaz ile olamaz ümmet Gözü kör kulağı sağır bibaserler anlamaz Hiç kimse Ahmed-i Muhtar'a karşı
Menaref ilmine eren Aşık-ı Suzan olur Allah gözlerine çekmiş bir perde Hevt nefsini katl eyleyen meydanda merdan olur Yok dersin Allah'ı gökte ve yerde Hırs ile şehvete uyan nefsine kurban olur Gösterelim gel de gör Hak'kı nerde Yedi tamu şiddetidir kemrah olan anlamaz Secde eyliyesin didara karşı
İlmü Ledün okuyanlar aynen yoldaş olur Ebsem ol Harabi sen nasıl ersin Ehedi Ahmed fatihada baş olur Halli müşkül böyle sözler söylersin Pa ile Ça Ja ile Ka anlayan sırdaş olur İçtinab et belki hata edersin İlmi Ledün manasıdır ehli inkar anlamaz Haydar-ı Kerrar'e Hünkara karşı
Menaraef ilmine ermeyen şu ahmakı fıkih "Erenler bakmadan görür, Pir dergahına niyaz et yakın bulasın Hakkı gitmeden varır..." Ey Virani dört kitaptan Ali'nin methin oku "Söz gemi, mana deniz..." Ehlibeyti hanedanı şimri mervan anlamaz "Kendini bilen, bilmediğini bilir." May 28 American IndiansO, Great Spirit
Whose voice I hear in the winds, And whose breath gives life to all the world,hear me.
I am smell and weak. I need your strength and wisdom.
Let me walk in beauty, and make my eyes ever behold the red and purple sunset.
Make my hands respect the things I have made and my ears sharp to hear your voice.
Make me wise so that I may understand the things you have taught my people.
Let me learn the lessons you have hidden in every leaf and rock.
I seek strength, but to fight my greatest enemy - myself.
Make me always ready to come to you with clean hands and streight eyes.
So when life fades, as the fading sunset, my spirit may come to you without shame.
Yüce Ruh
Sesini rüzgarın esişinde dinlediğim ve nefesi dünyaya hayat veren ruh, duy beni.
Benim güzellik içinde yürümem ve gözlerimle kızıl ve pembe gün batışını kontrol etmeme yardım et.
Ellerimin sahip olduklarımın değerini anlamasına ve kulaklarımın senin sesini duymasına yardım et.
Beni bilge yapki senin halkıma öğrettiğin şeyleri anlayabileyim.
Her yaprak ve kayadaki saklı sırları öğrenmeme yardım et.
Güç arıyorumki en büyük düşmanıma karşı savaşabileyim.
Sana her zaman temiz ellerle ve bakabilen gözlerle gelmem için bana yardım et.
Böylece hayat gün batımı gibi söndüğünde, ruhum sana utanç olmadan gelebilsin.
Çeviri: Özgür Üşenmez May 10 American IndiansOnly after the last tree has been cut down,
Only after the last river has been poisoned, Only after the last fish has been caught, Only then will you find that money cannot be eaten. Ancak son ağaç kesildiğinde, Ancak son nehir zehirlendiğinde, ve ancak son balık tutulduğunda, göreceksinizki para yenip içilemez. Çeviri: Özgür Üşenmez May 06 American IndiansThis Earth is precious
Teach your children what we taught our children: The earth is our Çeviri Özgür ÜŞENMEZ
Where Will Our Children Live... A lonesome warrior stands in fear of what the future brings, Halkımız bir zamanlar şereflice ayaktaydı bir kıyıdan diğerine Biz toprağımızı ve yiyeceğimizi paylaştık ve onları açık yüreklilikle verdik başkalarına, Bütün bunlar elimizden alındı çünkü beyaz adamın bizim için ne ifade ettiğini bilmiyorduk, Fakat biz geride kalanlar başımızı dik tutuyoruz Hayallerimiz sonsuza kadar yaşayacak ve halklarımız yeniden doğacak, Çeviri Özgür ÜŞENMEZ |
|
|||||
|
|